Vazgeçilebilir olmak…

İncinelebilir olmak… İşte tam da bunlar yüzünden hayattan kaçıyorum sanırım. Üzülmek, kırılmak, beğenilmemek, dünyanın sonu değilmiş… Dersim buymuş belki de. Bir kapı kapanırsa başka kapılar aralanır ve hatta belki de açılırmış… Yaşam denen yolda sadece yola devam etmek varmış. İnsanlar senden vazgeçse de sen yoldan vazgecmeyecekmişsin… Eşlikçiler değişebilirmiş… Bunu ben daha önce de yaşadım ki……

Çok telaşeli yaşamışım…

Bu aralar sürekli bir şeyler kafama dank ediyor. Aslında biliyordum ama dün Erkutay söyleyince daha da netleşti kafamda. Nedense hep bir seyleri kaçıracakmış gibi, kovalarcasına yaşamışım ömrümü. Evet yakaladım, yaşadım bu bitti hadi sıradaki gelsin şeklinde nefes nefese, ardı ardına ve bir bozuk para gibi tüketim sanırım hayatımı. Evet kendimi tüketerek varolabilecegimi düşündüm sanki. Ve…

Küçük mahalle turu.

Hani vardır ya, bakkala diye çıkıp geri dönmeyenler. Bir zamanlar hep o duygudaydım. Gidiyim ve dönmeyeyim. Şükür, geçti… Her şeyin gelip geçtiği gibi o duygu da geçti gitti. Yalnız şimdilerde bakkala mısır unu almaya diye gidip, bütün mahalle esnafını kolacan edip veeeee onları bu krizde ayakta kalacak şekilde kalkındırıp öyle dönüyorum eve. Allah’tan bunu her…

Kıyamadım, bloğa aldım.

Facebook da kayboluyor yazılar. Geçen seneki Mardin Masalcılar buluşmasından sonra yazmışım. Nereden bulduysa biri ( biri diyorum çünkü Arapça isimli ) az önce bu yazıyı beğenmiş. Ben de bloğa taşıyım dedim. Geç de olsa dursun burada. Öyle derin bir iç çektim ki… Masal mıydı, gerçek miydi, sihir miydi bilemedim, yudum yudum iciyorum hala yaşadığımız tüm…

Hallerden bir hal, Hallerden pûr hal içinde olmak…

Hem anlatmak isteyip yaşadıklarımı hem de susup sindirmek, demlenmek arzusundayım. Aslında pek de güzel başlamadım. Oy kullanıp deniz otobüsüne attım kendimi. Çığlık çığlığa, arsızca ağlayan bir sürü çocukla doluydu gemi. İçim yeter artık susun yahu diye bağırıyordu. Neyse Alisler’ e çeyrek kala Sabri ve Beyza yetiştiler imdadıma. Ve arabadan indiğimde büyülendim. Cennetten bir köşeye geldiğimi…

Günden kalanlar…

Uyku işi şirazeden çıkınca, baykuşlar gibi gece yatmayıp, sabah kalkmayınca, zamanlar yetmez olurmuş uyku tutmayınca. Yeni moda değil, oluyor böyle arada. Sabah ezanı uyanırken birileri, ben sabah ezanıyla anca uyuyorum. Sonrası sabah değil öğlen uyanıyor oluyorum. Ve tabii ki hiç bir şeye yetemez, yetişemez oluyorum. İşte öyle bir gecenin öğleninde kuzenler dedi ki sahilde kahve…

Hayat akarken.

Bi başlıyorum yazmaya ve paylaşmaya ve sonra kendi kendimi durduruyorum. Yazmak çok garip bir şey. Kafanın içinde konuştuklarını kağıda dökünce çırılçıplak kalıyorsun sanki. Sonra diyorum ki sen zaten tüm bu yazdıklarını kendine ve bir gün özlerlerse evlatların okusun diye yazmıyor musun. Evet çünkü ben annem ya da babamdan bana yazılmış küçük bir not bulmak umuduyla…

Bir ay boyunca her gün…

Evet Judith’ in kitabında bir ay boyunca her gün şahitlik etmek üzerine bir çalışma var. Her gün bir fotoğraf çekip sadece gördüklerini yazmak üzerine. Ve ben bunu blogumda yapmak istiyorum. Burası benim için bir günlük, bir fotoğraf arşivi ve gün gelirde unutursam fısılda yeri. 25 Ağustos itibari ile çektiğim fotoğraflar ile başlıyorum, rastgele… Bir muz…

İyi ki varım…

Hayat denilen bu oyunun içinde 53. yazın son güneşini denizde batırdım şükür… Dilek dilemeyi unuttum. Sadece gönlüm den geçenler vardı. Umarım gönlümce olur her şey yeni yaşımda da. Sudan çıktım kafamı kaldırdım bütün ihtişamı ile ay doğuyor. Mehtap var bu gece ve ben sahile inip mehtabı da izleyeceğim. Masallarla yola çık kitabını okuyorum Judith’ in……

BEN BİLE BODRUM’ daysam…

Bu sene gitmem dediğim yerlerdeyim hep. 14 yıl kalabalık dediğim Bozcadaya, ben Bodrum’ u sevmiyorum dediğim Bodrum’ â gittim. Bodrum da başka bir Bodrum varmış. Popülerlik peşinde degilsen, cistakcistaksiz denize doyabilecegin yerler varmış. Kapılar kapıların ardından denize, güneşe, kendine ulaşırmış. Geçen sene denize giremedim derken, bu sene denizden çıkmamak varmış. Dedemin dutları dediğim gibi, dedesinin…

Fareli Evin Masalcısı

Hem varmış, hiç yokmuş eviymiş burası. Zamanlardan birinde babaevi bacası tütsün diye çırpınan bir kadın varmış. Bu ev eskiden köy şimdilerde mahalleymiş. İtalyan kasabaları gibi birbirine bitişik evlerde hep akrabalar otururmus. Evlerin arkası da fındık bahçesiymiş… Artvin’den göçen Galip dede 50 lerde her yere fındık dikmiş. Hiç ölmiycekmiş gibi diktiği ağaçlardan ömrü vefa etmediği için…