Kaç yazı birikti…

Çok yazı birikti… Hepsi taslaklarda kayıtlı… Hepsi yarım. Acıtan yere kadar yazıp bıraktığım. Acıdan korkup kaçtığım. Bahar sarhoşluğu mu, depresyon mu, sık tekrarlayan ataklar mi? Dönüp duran baş mı… Oysa bahar, her yan çiçek böcek. Balkonum şenlendi, cıvıl cıvıl her yer. Oysa ben tepeden tırnağa hüzün. Gücüm yoktu, oysa ne çok istiyordum köye gitmeyi… Biliyordum…

Biriktikçe birikiyor herşey…

Evet bizim zorunlu molalarımız oluyor böyle. Atak üstüne atak ekleniyor. İyiyim deyip ayağa kalkıyor iki gün sonra yıkılıyorsun olduğun yere. Ve hep mevsim geçişlerinde oluyor. Uyumlanamıyoruz bir türlü… Zaten hayata da uyumlanamıyoruz. Üç bir dünyanın insanlarıyız çünkü. Üzülmek, yorulmak, sıkılmak bizi hasta ediyor. Hele de bu çılgın, saçma sapan, kötülerin prim yaptığı dünya da biz…

Yesilmiymişik, yorgunmuymuşuk ?

Yorgundum çok. İşten güçten koşturmacadan değilmiş yorgunluk. Doğadan uzak olmaktan ve çekirdeğin çekirdeği aile olmaktanmış yorgunluğun. Babaneler, ananeler, birlikte kurulan sofralar ve kahvaltılarmış özlediğim. 5 4 yaşında da olsan anneymiş özlenilen, birlikte, imece usulü kurulan sofralarmış. Arkadaşınla yatıp sırt üstü sadece gökyüzüne bakmakmış. Kuşları tanımaya çalışmak, ötüşlerinden hangi kuş olduklarını çözmekmis. Yemek yaparken annece ipuçlarına…

Akışa izin ver

Hayatın ritmini, rengini, kokusunu, dokusunu yakala… Evet her şey çok garip bir hızda ilerliyor. Dün dedim ki pause tuşu olsada bi durdursam her şeyi ve hızla olup bitenleri biraz sindirmeye calışsam. Dün saat beşte Güre de açılacak olan Derler ki sergimize katılmak için bilet alıyorken mesaj geldi. Yarın vergi denetmenleri isyerinizi ziyarete gelicekler. Beş dakika…

Günler çuvala sığmıyor,

Keşke daha gençken olsaydı tüm bunlar diyesim var da diyemiyorum. Vakit bu vakitmiş. Bunca yıl tüm bunlar için birikmis, biriktirmişim de… Bi yandan bedenimi çok hor kullanmışım. Yani yoruluyorum. Şikayet değil, gücüm fazla olsa da daha koştursam. Buna da şükür. Bu günden geriye doğru gidiyim. Geçen sene bu zamanlar Begüm Doğan Faralyalı Ortak Değerler Hareketi…

Nadir Hastalıklar Günü

Bir farkındalık hikayesi bu aslında. Çevremizde sessiz sedasızca hastalıklarıyla birlikte yaşamayı, hayata tutunmayı başaranların hikayesi. Çok bilinen hastalıkların yanında, henüz şifreleri yeni yeni çözülen hastalıklar var şu hayatta. FMF de bunlardan biri. Bakmayın nadir hastalık dendiğine. Sanılandan daha çok hasta var Türkiye’ de, üstelik pek çoğunun da hasta olduğundan haberi dahi yok. İlk etkinliğimizi başarıyla…

Başarmanın haklı gururu

32 günlük çalışmanın, birlik olmanın, birlikte başarmanın gururunu yaşamak çok güzel. Sen yeter ki yola çık, yol açıkmış gerçekten. Hep hastalıktan bahseder oldum bu aralar. Biliyorum hastalık tadsız bir konu, bunca dert sıkıntı varken baymış olabilirim sizi ancak sesimizi duyurmak gerek. FMF & Romatizmal Hastalıklar Dayanışma Derneği sayesinde hayatımda pek çok ilk yaşayıyorum. Hani durmuştum…

Bir aylık olduk…

Bu gün FMF & Romatizmal Hastalıklar Dayanışma Derneği kurulalı bir ay oldu. Kısa bir süre gibi gelebilir size, ancak biz o kadar yoğun, koşuşturmacalı ve heyecanla yaşadık ki bu ayı anlatamam. Aslında bir ay gibi görünen bu zaman FMF hastası olarak geçirilen süre + bir ay. Yaşadığımız acılar, hayattan kopuşlarımız, kaybettiklerimiz, kaçırdıklarımız. Her şey bu…

Dernekleşmek mi ?

Huuuu dernek mi? Ben 80 sonrası korkuyla büyüyen, dernek dedimi suçla denk tutulan bir kusaktanım. Tavşan gibi ne koktum ne bulaştım bu güne kadar. Birlik olmanın, paylaşmanın, paylaştıkça çoğalmanın gücünü yeni öğreniyorum. İFSAK hariç hiç bir derneğe girmemiştim, ta ki FMF için Birsel’ in gösterdiği çabaya kadar. 2000 li yıllarda hem kendi hastalığımı kabullenmek hem…

Galiba daha iyiyim.

Evet günlerden sonra ilk defa bugün kanımın damarlarında aktığını hissettim. Günlerdir ağır yapışkan ve uyuşuk akıyordu kanım. Sesim eh işte ve kulaklarım hala az duyuyor olsa da sanırım iyiyim. İyi olmalıyım zaten yapacak çok iş var. Dernek için çalışmalar son sürat. Dün bütün gün sunum hazırladık. Bu günde attık kendimizi İstiklal gibi olmaya başlamış İstiklal’…

Gün Batarken Penceremden

Allah’tan manzaram var ve Allah’tan hasta çorbası yapmak icin ocağın başındayken renkleri görüp, çorbayı bırakıp, kediyi cama çıkarıp fotoğraf çekecek manyaklıktayım. Yoksa hayat gerçekten çekilmez olabilirdi. Bu gün üst solunum yolu enfeksiyonunun 17. günü, Zatürre diye hastaneye yatışımın ikinci ayı. Bu süreç icinde doktor ve alışveriş dışında bı tek liseliler buluşmasına gittim. Evdeyim, evdeyim, evdeyim….

SESİM GELİYOR MUUUUU?

Diye avaz avaz bagırasım var, son günlerde… İnsansızlıktan, duyulmamaktan, Sessizliğimin duyulmamasından yoruldum. Bir türlü fiziksel olarak da, ruhsal olarak da toparlıyamıyorum kendimi. Nasıl olsa kimseler okumuyor buraya dökeyim bari içimi. Zira kendi dertlerim, üzüntülerim ve hastalıklarımla kimsenin canını sıkmak istemiyorum. Kazara denk gelmişseniz okumadan geçiniz. Ve hatta ben de buraya dökünce içimdekileri, muhtemelen daha iyi…