ÖZLENENLER…

Nerden başlasam? Bilemedim demeyi öğrendiğim masa. Kendimle birlikte masanın etrafındaki kadınların iç dünyalarına tanıklık ettiğim masa. Altı dakikalar diye dört kadın başlayıp, artan ve eksilen sayılarla Pazartesi Kadınlarına dönüşen masa. En az üç tane altı dakikanın yazıldığı, ancak masa başındaki kadın sayısı kadar ömre tanıklık eden masa. Yazdığım defter sayısını bilmiyorum. Yazı sayısını ise hiç…

YALNIZLIKSIZLIĞIM…

Yalnızlıksızlığım ( Arbil Çelen Yuca tşk. ) Üşüyorum. Ben bu aralar nedendir çok üşüyorum. Isınmıyor bedenim. Özellikle sırtımın ortası. Babamın elinin boşluğu orası. Ya bahar gelsin, ya da ben sıcak yerlere kaçayım… Ya da sımsıcak bir aşk bulmalıyım… Getirdin gene lafı AŞK a ya, ne diyeyim ben sana. Yok yazmıycam bu gün AŞK yok. Olan…

HOŞGELDİN 2018

-Yoğun ve yorucu bir yıldın benim için. Hele Kasım sonunda hastanelik etmene ne demeli. Bilirim beni zor sınavlarla sınamaya bayılırsın hayat. Bu sefer dedin ki bi otur hele. Bi otur, evcimen ol. Ben ve ev mi ? Hani hep kaçtığım ve döndüğüm yer mi ? Hani bi türlü çingene ruhumu zapdedemeyen, o yüzden bir türlü…

Geçmiş geçmezmiş… Samatya

Hangi Evin Kapısı? Hangi evin kapısıydım ben? Orada öylece duruyorum. Bir ağaca yasladılar ve bıraktılar beni. Üstümde mavi gökyüzü, geceleri en bolundan yıldızlı… Şu an yeni ay var üzerimde. On beş dakikada bir tren geçiyor, yakınlarda bir yerlerde. Ben hangi evin kapısı olduğumu unuttum. Ancak karşımda sıvaları dökük, yoksulluğun kol gezdiği bir sürü ev var….

Geçmiş geçmezmiş… Kuzguncuk

Şimdi bana kaybolan yıllarımı isteseler de veremezler. Ama gelecek yıllarımı şekillendirmemde verdiğin destek için binlerce teşekkür Yeşim’ ciğim… Kuzguncuk, seni bir başka gün yazacağım. Hatta sende yaşayacağım çok şey var biliyorum. Aldığım ve verdiğim her nefese, anneme, babama, Erol’ a, Barış’ a, Çiçeksu’ ya Galip’ e ve bir şekilde hayatıma bir yerinden bir şekilde dokunan…

Geçmiş geçmezmiş… Perapalas

-Keyifle gerinerek uyandı, kocaman yatağında. Sağa sola bakındı, gözlerini kırpıştırdı. Hala alışamamıştı bu lükse ve odasına dolan bu coşku dolu aydınlığa. Sonunda o hep düşlerinde gördüğü sırtı ormana yüzü denize bakan evine kavuşmuştu. Artık sabahları yüzünü yıkamak yerine denizin o tuzlu sularına tüm bedenini bırakarak başlıyordu yeni güne. Hala biraz şaşkındı… Dalgasına oynadığı altılı ile…

Geçmiş geçmezmiş… İstinye Park

“ – Merhaba, Japonya’ ya yardım …….. ? ” devamını duymuyor bile insanlar. Japonya kimin umurunda, her kes geçiveriyor yanından güzel ve melek yürekli kızın. Bir alışveriş merkezindeyiz ; Üstelik kırk gün kırk gece indirimin başladığı gün. Eskiden kırk gün kırk gece düğünler, eğlenceler yapılırken artık çağın gereği şenlikler de alışveriş çılgınlığına dönüşmüş. Alış –…

Geçmiş geçmezmiş… Balat

-Oğlum dur, dur oğlum bekle dedi, pilavcı Bilal. Aşı pembe boyalı eski rum evinin önünde pilav arabasının yanında oğlunun eline yapıştı. Sonra diz çöktü usulca oğlunun bağcıklarını bağlamak için. – Bak oğlum, bu bağcıkları bağlamazsan düşersin maazallah. “ dedi. “ Hay Allah bu soğukta çocuğu sokağa çıkarmasaydım keşke, ya üşütürse  “ diye aklından geçirdi. Ayşe…

Geçmiş geçmezmiş… Ortaköy

-Ortaköy, yani gençliğim, yani okulun son yılları, hayatın yükü binmeden omuzlarıma ; ilk hayalkırıklıklarımı yaşadığım yer. TRT İstanbul Televizyonu ve benim yok olan umutlarım, başlamadan biten televizyonculuk kariyerim. Küskünlüğüm ondandır Ortaköy’ e . 1986 yılından beri TRT’ den içeri adım atmadığım gibi, yolumuda pek düşürmedim buralara. Küsülmezmiş oysa bu güzelliklere… Sanki çoşku demek Ortaköy, Mazide’…

Geçmiş geçmezmiş… Beyoğlu

Anavatanım belki… Ruhum buradaki her taşta,her dokuda, her basamakta… 85 ‘ ten beri izbe, salaş, insanların gitmeye korktukları o karanlık günlerden beri; beni buralara çeken birşeyler var. Girmediğim sokağı, pasajı, apartmanı kalmadı gibi. Evet apartmanlarının bile çoğuna girmişliğim var… O eski evlerdeki hüznü, antikaları ve yalnızlığı koklamışlığım var… Korkuyla terkedilmiş Levanten evlerini işgal etmiş uyanık…

Geçmiş geçmezmiş… Burgazada

-Gel de yaz şimdi şu rüzgarı, usul usul, ılık ılık, huzur huzur esen rüzgarı. Adanın hoşluğunda, dostluğun, sevginin, birlikte güzellikleri paylaşmanın, çoğaltmanın keyfini… Hangi kelime yeter; denizin kıyısında, dalga seslerinde, yukarıdan gelen dostluk mırıltıları eşliğinde İstanbul’ a bakmanın dinginliğini… Uçan kelebeğin, kaçan kertenkelenin, kanatlarını kurutmaya çalışan karabatağın güzelliğini… Hangi kelime yeter ; denizin serinliğinde ve…

Geçmiş geçmezmiş… Anadolu kavağı

Yeni bir yaşa başlamaya 3 gün kala, yolum düştü Kavaklara. Çocukluğumda annemle geçirdiğim en mutlu saatleri yaşadığım gezinin 46 yaş tekrarını yaşamağa. Altı kuzen iki ana Beşiktaş’ tan binerdik vapura. O zamanlarda turistlerden başka pek kimse olmazdı vapurda. Kanlıca’ da şekerli yoğurt, Kavaklarda dondurma yenirdi mutlaka. Yemekler evden hazırlanırdı, sekiz kişiyi dışarda doyurmak o günlerde…