Artık sonbahar, Eylül’ de gel…

Yazımla çok alakalı bir başlık olmadı. Olsun başlık dikkat çekmeli derdi hocalarımız. Tabii içerikle bağlantısı da olmalı. Olmaz mı var zaten. Sonbaharbaşındayız, kışa doğru yolalıyoruz. Biraz hüzün, bolca renk şöleni sonbahar benim için. Dedim ve sonbahar için yazdığım bir altı dakka yazısını bulmak için defterlerin arasına dolayısı ile binlerce anıya, yaşanmışlığa boğuldum. Defterler defterler dolusu…

Dur dum dediğimde bile durmuyorum…

Belki de daha çok besliyorum benliğimi, eğer akan görüntüleri izler takılıp kalmazsam çok da işe yarıyor durdum demek. Durabiliryorsak eğer zihnimizi berraklaştırıp herşeye izin verebiliyorsak… İzin vermek herşeyin gelip geçici olduğunu kabullenmek… Ve kaçmak değil yaşananlardan. Ordan oraya koşuşturmalarım kaçışmış aslında. Kendimden kaçış. Durduğumda  daha net her şey. Mesela yazıya çoğul başlayıp genelleme hastalığıma devam…

Gün batarken penceremden…

Akşam güneşi batarken baktım bana da vurdu güneş, bende  çekiverdim öylesine… Ordan oraya koşup dolu dolu yaşarken yazacak şey çok oluyorda, evde oturunca ne yazarım dedim. Dedim de ben her türlü yazarım, yeterki siz okuyun. Biz Yazı Evi nde yıllardır altı dakika çalışması yapar dururduk. Ordan alışkınım, hatta zaman zaman orda yazıp çok sevdiğim altı…

Her şey yolunda…

Diye kalbimin üstünü pıtpıtlayasım var. Yer mi bilmiyorum ? Ben kendimi kandırmaya çalışırken o inanır mı bilmiyorum ? Herşey b.mb.k aslında. Ama benin en iyi bildiğim şey acımadı ki acımadı ki diye ortalıkta dolaşmaktır ve öyle dolaşıyorum. Yazsam ağır tahribat, konuşsam dinleyecek kişiye yazık. Hayat işte bazen böyle parçalı bulutlu. Bulunur bir yol, bu da…

BE CE RE ME DİM

  Evet gerçekten istedim, yüreğimin sesini dinleyip yollarda olmayı. Bilmediğim bir kentte bilmediğim bir sabaha uyanmayı. BE CE RE ME DİM. Korkudan yaşamayı seçemedim. Pişmanım hem de çok. Riski göze alacak cesaretim yok ve neler neler ıskaladım kimbilir. Yine yavaş, yine temkinli ve yine konfor alanından uzaklaşmayan, sıkıcı hayatımın içindeyim. Ayağıma prangalar vurup oturuyorum birbaşıma……

Bu gün günlerden ben…

  Evet , bu gün günlerden ben. 52 yıl önce bu gün doğmuşum. Yarım yüzyıldır yıldız tozlarından biri olarak yeryüzünde yaşamanın dayanılmaz hafifliğindeyim. Olana olmayana, gelene gidene binlerce kez hamdolsun. Doğrularım, yanlışlarım, sevdiklerim sevmediklerim, günahlarım ve sevaplarımla bu gün ki arzuscan oldum. Zorlar, kolaylar, acılar, tatlılar, dengeler, dengesizlikler, tümler, tamlar, yarımlar, eksikler, fazlalar, günler, aylar,…

Bazen küçük aralar gerekir, boşluklar nefes almak içindir.

  Gazozsaati yaşadıklarını sindiriyor sanırım. Bu medrese işi iyi güzel de, alışkanlık yapıyor ve sonrasında normal yaşama dönmek pek kolay olmuyor. Pek bi güzel şımardık ve şımartıldık aslında. Meleklerimiz, alıştırmalarımız ve dinlediğimiz masalların büyüsü hala üzerimde çok şükür. Yoksa bu yaşadığımız günlerde nasıl ayakta kalabilirdim ben bilmiyorum. Neler oluyor, dünya, Türkiye nereye gidiyor doludizgin bilmiyorum….

Medrese medrese olalı böyle grup gördü mü?

Valla, masal var dediler geldik. Meğer masal bizmişiz… Tepeden tırnağa masala durduk. Masal yedik masal içtik. Şirinceyi bile masal masal gezdik. Kim demiş İstanbul yedi tepe diye, Şirinceyi görmemişte ondan demiş herhalde. Gün sağlıklı, çok şamatalı kahvaltıyla başladı. Ardından kısa bir ders, sonrası tam bir masal maratonu süpriz grubu aldı götürdü bizi Matemetik köyüne. Adının…

Bu bir rüya olmalı, gazoz saati Tiyatro Medresesinde…

Ben bu işi kotarana kadar baya zorlanıcam sanırım. Yzıyorum kaybediyorum, yazıyorum kaybediyorum. Metin sürekli değişiyor. Neyse. Nasıl bu kadar şanslı oldum dediğim günlerdeyim. Tiyatro Medresesi anlatılmaz yaşanır, ben de yaşadıklarımı paylaşmaya çalışacağım. Burası müthiş bir yer. Keşke çok isteyenlerin hepsi bu keyfi yaşayabilse. Üç grup var. Masalcılar, tiyatrocular, kısa filmciler. Gençler, çalışmalar, kitaplar… Geleceğe umut…

Gazozsaati iki günlüğüne İstanbul’ day dı sanki…

Garip zamanlar, garip günler yaşıyoruz. Neler olup bitiyor hiç bir şeyden haberimiz yok. Ruhumda mavi azaldıysa kalkar gelirsin kuaföre…. El ayak saç her yer mavi, gücüm yerine geldi. Çağlar diyor ki yakında Şirin’ ler köyünü de bulursun sen. Ne güzel olur Şirinlerle yaşamak tabii ki Şirine dışında daha çok kadınla birlikte. Töbe töbe dedim ki…

Gazoz saati iki günlüğüne İstanbul’ da…

Her güzel şey gibi fındık macerası da şimdilik bitti. Başka bir boyutta yeniden dönecek, bekleyin. Bu gün İstanbul, yollar, birikmiş işler olarak karşıladı beni. Boğaz her zamanki gibi muhteşemdi. Dost yüzleri bir süreliğine geride bıraktım. Onlar yavaş, sakin huzurlu hayatlarına devam ededursunlar, ben de koşturmacaya devam. Yarın yeniden yol hazırlığı yapıp, masallarda buluşmak üzere İzmir…