Orada bir kent var. MARDİN … Uzak bizim içimizde

Mardin’ mi masal, masal mı Mardin bilemedim. Günleri geceleri sayamadım, doyamadım. Tepeden tırnağa masal kestik. Masal yedik , masal içtik. Ne Mardin’ e doyulur, ne de masallara…

Ve anladım ki bir kentte gezerken çocuklar seni tanıyor, gülümsüyor, bi daha ne zaman masal anlatıcaksın diyorsa, sen o kente aitsin. Sen o kentsin artık. Hayat binlerce şükür, teşekkür beni buna layık gördüğün için.

Yazacak o kadar çok şey var ki. Nerden başlıyacağını unutup başa dönüyorum.
Başım gözüm üste, sadece üç sözcük değil artık…
Mardin demek ser çava ser sewa demek artık.
Nasıl bir organizasyon, nasıl bir yürekten ağırlamak???
Havaalanından alıp, tüm Mardin günleri boyunca yanında bana eşlik eden Emine ile ayağımız taşa takılmadan tüm organizyonu birlikte yaşadık. Masalımı en çok Emine dinledi. Artık o da bir masalcı, eminim benden çok daha güzel anlatacaktır bir gün bir yerlerde.

Yazıyı yazarken masada oturanlardan bi kuple Mardin …
Mardin demek , köklerimle buluşmaya bir adım kalmış gibi Bengü Demiray.
Mardin demek, Mardinkapı şen olur, ruhum masal ile dolur, Şengül Bozacı…
Mardin demek, Mardin güzel insanlırıyla hatırlanıcak bir kenttir. Özlem
Mardin demek, Mardin benim için ana demek, anaçlık demek der Tacettin usta.
Benim için Mardin, Mezopotamya demek, bereket demek, sonsuzluk demek, katman katman tarih demek, uygarlık demek, gönül insanı demek… Şükür demek, varlık demek, çokluk demek, birlik demek, teklik demek.

MARDİN, enkısa zamanda geri çağır, çokluğunla çoğalt beni.
Her yer mi tarih olur, her yer mi estetik olur? Hangi köşede nasıl bir süpriz bekler , bilinmez.

Memleketin bi ucundan diğerine geliyorsun, hem de gökyüzünde uçarak bu bile masal değil mi ?
Elimde küçük bir alet, telefon; fotoğraf çekiyorum, yazı yazıyorum, minik günlük bir gazete çıkarıyorum. Hem de ne zaman canım isterse. Dayrül Zefaranı gezerken eski bir matbaa makinesini gördüm. Ve eğitim aldığımız yıllarda ki gazeteciliği hatırladım. Dizgici diye bi meslek vardı mesala. Benim klavyeye dokunarak yaptığım işi saatlece uğraşarak harf kalıplarını yan yana dizerek yapardı. Her gün yeniden, sabah biz gazeteyi elimize alalım diye matbadakiler tüm gün ve gece çalışırlardı mesela. Silah çıktı mertlik bozuldu hesabı işler kolaylaştıkça anlamsızlaştı, ucuzlaştı ve bu günki medyanın hali ortada.


Çok para kazanmak için yapılan işler hep zarar aslında. Helal para, kararınca, yeterince olsun diye çıkıyorsan yola, hiç elin boş kalmıyor. Karı kararında tutarsan zararında olmuyor.
Nerden geldik buraya dersen, işte öle…
Hani tok gözlülük, hani erdem, hani saygı, hani sevgi yeniden hayatımıza dönsün diye masalla mayalamalı hayatı…
Öyle güzel masallar dinledik ki, öyle güzel şarkılar, şiirler söyledik ki, güvercinler şahidimiz oldu.

dsc_2987
Öyle güzel bir günde bitti ki masal şenliği, hicri yılbaşı, ekim başı ve gökte yeni ay doğuyordu ve bunlara taş duvarlar, uçan kuşlar ve güvercinler şahitlik ediyordu.
Sizce bitmiş mi oldu, masal şenliği, yoksa yeni mayalarla, daha da çoğalarak YOL devam mı ediyordu???

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s